ashram etkinlikler gurudwara tv kurumsal resimler iletisim iletisim

 

ANA SAYFA

 

FELSEFE

 

DİN

 

KUANTUM

 

BİLGİ

 

YENİ ÇAĞ

 

SEVGİ

 

HAYAT

 

5N1K

Kütüphane

 

Mistik Hikayeler

 

E Grup

FAYDALI LINKLER

 

  

 

S E V G İ

 
 

Masumi Toyotome adında bir Japon yazardan; "Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor.

"Ama sevgi nedir,nerede bulunur,biliyor muyuz?"diye soruyor

Sonra anlatmaya başlıyor ...

"Sevgi üç türlüdür !"

 

Birincinin adı "Eğer " türü sevgi...

 

Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış Yazar.

Örnekler veriyor:

Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.

Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim.

Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan, seni severim.

Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor.

Bir şarta bağlı sevgi... Karşılık bekleyen sevgi...

"Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar.

"Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır."

Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere  giriyorlar.

Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor.

Sevgi giderek nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor.

İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında...

"Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek,  yaşamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir" diyor,Masumi Toyotome.

İlginç değil mi?

 

İkinci türe geçiyoruz. "Çünkü " türü sevgi...

 

Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor:

"Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey  yaptığı için sevilir.

 Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır."

Örnek mi?..

"Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin (Yakışıklısın!)"

"Seni seviyorum.  Çünkü o  kadar popüler , o  kadar zengin, o kadar ünlüsün ki..."

"Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki... "Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki..."

Yazar, Çünkü türü sevginin, Eğer türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor.

 

Eğer türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve  ağır bir  yük haline gelebilir.

Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden  sevilmemiz, hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir.

İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi  onlara yük getirmediği için  rahatlatıcıdır.

Ama derin düşünürseniz, bu türün, "Eğer" türünden temelde pek farklı   olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana...

İnsanlar hep daha çok  insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına  yenilerini eklemek için çabalarlar.

Sevilecek niteliklere   onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya  çıktığı  zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağın dan korkarlar.

Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayret keşliği ve rekabet girer.

Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Üstü açık BMW' si ile hava atan delikanlı, Ferrari  ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler.

"O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?" diye soruyor, Toyotome.

"Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz" diyor.

Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var ...

Birincisi  "Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?" korkusu. Tüm insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri, öteki yalnızca kendilerinin bildiği...

"İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse" korkusu buradan doğar.

 

İkincisi de ..

"Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa .." endişesidir. Japon yazar "Toplumlardaki sevgilerin çoğu  'Çünkü' türündendir ve bu  tür sevgi, kalıcılığı konusunda insani hep kuşkuya düşürür" diyor ..

Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?.."

 

Ve işte sevgilerin en gerçeği !...

 

"Üçüncü tür sevgi benim "Rağmen" diye adlandırdığım türdür" diyor yazar.

 

Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için "Eğer" türü sevgiden farklı bu ..

Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için "Çünkü" türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan "Bir şey olduğu için" değil, "Bir şey olmasına rağmen" sevilir.

Güzelliğe bakar mısınız?

 

Rağmen sevgi ...

 

Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına "rağmen" sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene  olmasına "rağmen" tapar...

"Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir.

Bunlara  'rağmen' sevilebilir.

Tabii bu sevgiyle karşılaşması şartı ile ..."

Burada  insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi  kazanması gerekmiyor. Kusurlarına,cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine "rağmen" olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor.

Bütünüyle çok  değersiz biri  gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor.

Japon yazar "Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur" diyor.

"Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek,giysi,ev, aile, zenginlik,başarı ya da ünden daha önemlidir.

"Bunun  böyle olduğundan nasıl emin?

Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor .. "Su  soruma cevap verin" diyor.

"Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi  kendinize 'Yaşamamın ne yararı var' diye sormaz mıydınız?"

Devam ediyor Toyotome...

"Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün... Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi? O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?"

"Diyelim sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz.

Günün birinde, gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa,  kalan  hayatınızı nasıl yaşardınız?" diye soruyor ve yanıtlıyor :

"Böyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar."

                 

"Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor "Rağmen" sevgiyi...

"Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır."

Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome..

"Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok" diye açıklıyor.

Anlatıyor "Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir."

Peki  bu  dünyada sevgi ne kadar var?..

Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi.

Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş  bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin  gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz...

Hani nerede?

Hepsi o...

Ve asıl çarpıcı cümle en son da ;

 

"Dünyadaki en büyük kıtlık,  "rağmen" türü sevginin yeterince olmayışıdır."

                                                    

 

 

 

      AŞK       => 1 RUH + 1 RUH = 1 BEDEN

      DOSTLUK=>1RUH = 1BEDEN+1 BEDEN

     -----------------------------------------

      SEVGİ    => 1 RUH + 1 BEDEN

 

 

 

 

Evrende her şeyin enerjiden oluştuğu  bir gerçektir. Her enerjinin de bir frekansı vardır.

 

Her frekans bir dalga boyu demektir.

 

Bu  ne demektir?

 

Maddeleşmiş ya da maddeleşememiş her düşünce gibi, her renk ve her koku da bir frekans ve dalga boyuna sahiptir.

 

Yaşamın her döneminde özel anlamlar taşıyan Aşk’ın ne olduğu konusunda ise farklı düşünceler vardır. Bu konu üzerinde çalışan bazı bilim adamları, “Aşk’ın beğeni ve ilgiyle değil, vücudun kimyasıyla alakalı olduğunu, Aşkın yalnızca doğrudan iletişimle oluştuğunu ileri sürüyor."

 

Aşk, bazı bilim adamlarına göre; sanıldığı gibi duygusal bir olay değil, hormon kimyasının belli koşullarda ortaya çıkan bir sonucudur ve herkes her yaşta böyle bir durumla karşılaşabilir. Ayrıca bu duygu, dişiyle erkek arasında oluşan duygusal bir olgu değil, iki kişi arasında meydana gelen etkileşimle ortaya çıkan salgısal bir durumdur. Beyin ve beyincik tarafından üretilen Phenylethylamin salgısının [C6H5CH(NH2)CH3] insanda yarattığı bir olgudur. Karşımızdaki kişinin bakış etkisi, saç rengi, vücut yapısı ve duruş şekline ilişkin veriler toplanıp süratle beyne giderken; ses tonu, gülme biçimi ve davranışları da beyinsel incelemeden geçer. Bu arada kokular algılanır. Elde edilen veriler beyinde sınıflandırılıp, doğuştan beri biriktirilmiş anı ve bilgilerle karsılaştırılır. Karşılaştırma sonucu ortaya çıkan bilgiler, anı, beklenti ya da beğeni formlarına uyuyorsa, Hipotalamus, Phenylethylamin salgısı üretmeye başlar.

 

Bu durum fizyolojik zincirleme reaksiyonlara sebep olur. Kişi beyinsel faaliyetlerini sürdürürse, reaksiyonların etkisi derinleşerek artar ve kişi salgısal bir tutsaklığa girer ki, insanlar buna aşk derler.

 

Birbirlerini gören ve ilk bakışta aşık olanlarda o ilk bakış bilinç altında şifrelenmiş olarak duran kimyasal işlemleri çözen bir anahtar gibidir.

Digitürk kartı gibi, yada Cine 5 dekoder kartı gibi...

 

En önemlisi her çiftin anahtarı da değişiktir.

Bu etkileyici ilk bakışın etkisiyle  -bu da bir dalga boyu ve özel frekans demektir- beyin yukarıda bahsettiğim Phenylethylamin adlı hormonu salgılar.

Bu hormon kandaki Adrenalin oranının artmasına neden olur.

Adrenalin seviyesinin belirli bir düzeye gelmesi sonucunda  ilgili kişinin derisi -tüm ter bezleri- sadece karşısındakinin algılayabileceği bir koku salgılar.

Bu koku –bu da bir başka dalga boyu ve frekanstır- ilgili kişilerde, yani hem erkek hem kadında erkeklik hormonu Testosteren’in salgısını arttırır.

Bunun etkisiyle beyin Dopamin adlı bir hormon salgılar. Bu da ayrı  bir frekans ve dalga boyudur.

Dopomin’in etkisiyle erkekte meni, kadında kadınlık hormonu Ostragen yapımı süratlenir...

 

İnsanoğlunun Aşil topuğu belki de budur...

 


 
 

Bu sitedeki istediğiniz yazıyı elbette alabilirsiniz: Bilgelik sahiplikle birlikte var olamaz.
Alın, okuyun, okutun, paylaşın. Sadece alıntılarınızda www.alternatifhayatdersleri.com'un referansını yazmanız etik olarak doğru olandır.
© Copyright 2003