ashram etkinlikler gurudwara tv kurumsal resimler iletisim iletisim

 

ANA SAYFA

 

FELSEFE

 

DİN

 

KUANTUM

 

BİLGİ

 

YENİ ÇAĞ

 

SEVGİ

 

HAYAT

 

5N1K

Kütüphane

 

Mistik Hikayeler

 

E Grup

FAYDALI LINKLER

 

 

 

F E L S E F E


 

Eski Yunan’da bundan 2500-3000 yıl önce kadar önce oluşturulan ve pozitifizm olarak şekillenen materyalizm, beş duyuyla algılanan her şeyi; var, gerçek, pozitif, fizik ve tabii kabul ediyordu. Doğal olarak da beş duyu ile algılanamayan her şeyi; sanal, negatif, fizik ötesi ve suni kabul ediyordu. Buda idealizmin temelini oluşturdu...

 

Aslında maddeyi ya da ideayı temel almak gibi görünen bu süreç, sonunda dünyayı tanımlamanın olmazsa olmaz araçları gibi algılandı ve uzun süreden beri de bu böyle sürüyor. Bu arada Uzak Doğu ve Hindistan ‘da Buda’nın, Çin’de Tao’nun ve İslam dünyasında tasavvufun bakış açısı hep reddedildi ya da anlaşılamadı.

 

Ne zamana kadar?

Yine pozitif bilim kendi araçları ile vurulana kadar... 

Veya fizik  o ana kadar Newton Fiziği idi.

 

Sınırları  vardı ve tartışılmazdı. Fizik evrende yapı, moleküller ve atomlardan oluşuyordu. Atom en küçük  parçaydı. Bölünemezdi, parçalanamazdı.

Oysa atom bölündü,  parçalandı hatta altında daha binlerce küçük parçalar bulundu.

Elektronlar, nötronlar, protonlar ve devam eden süreçte quarklar, tysonlar, nötrinolar vb. gibi bir sürü yeni parçacık...

 

Ve fizik; Kuantum Fiziği (parçacık fiziği) denilen bir dalını, biraz daha büyütmek ve en az Newton Fiziği kadar dikkate almak ve önemsemek zorunda kaldı.

İşte o zaman, birden bire o kadar çok şey değişti ki...

Bundan 50 yıl önce metafizik diye bildiğimiz pek çok şey fiziğin konusu içine giriverdi...

Şu girişen fotonlar,  kapalı kutular, kediler, olasılıklı yörüngeler.

Elveda pozitivizm yani...

Bence bu bir gerçeği çok net ortaya koydu. Fizik ve Metafizik  salt birbirinin karşıtı, alternatifi ya da anti tezi değildi.

İkisi de bir paranın iki yüzü gibi tek ve aynı olan; yazı ve tura gibi bir bütünü oluşturan parçaların, farklı olarak algılanması, kavranması gibiydi.

Bir yumak ipin iki farklı ucundan tutup çözmek gibi...

 

İşte burada kozmik sürecin kavranması daha da karışır gibi oldu.

Çünkü bugün Kuantum Fiziğinin söylediği pek çok şey, eski metinlerde, Tao’ da, Budha’da, Nesimi’de, Ömer Hayyam’da, ya da Hallac-ı Mansur’da vardı.

Hem de Yunus’ ta bulduğu şekli ile çok daha sade ve netti. 

Bu ise ilahi denilen  metinlerin yeniden irdelenmesi ve tek  gerçek denen  -bilimsel gerçeklerin - yeniden inşasını gerekli kılıyordu.

Eski sözlü edebiyatın bazı satırları bizi uyarmaya yeter miydi acaba?

 

Mesela bir masal giriş tekerlemesi;

"Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,

deve tellal, pire berber iken

ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken..."

Ben bunların hepsinden bir  parça almışımdır kendimi yaparken.

Ama yinede ben kendimin şeyhiyim, tekkemde “alem” benim.

Hayyam ve Yunus dile getirişteki sadelik ve sevgideki önceliklerinden, lirik oluşlarından belki de, Mevlana ve Hallaç-ı Mansur kavrayışlarından felsefenin yakaladıkları noktalarından.

Beni çeken hamken pişmek, yanmak, olmak “Olan”la “bir” olmak.

varken hiç olmak, hiçlikte varlığı bulmak "illa" ve "ahad" olmak...

Ben genelde İlahi kitapları referans olarak göstermekten kaçınırım. İş oraya geldiğinde oradaki düşüncem Tevrat, İncil, Kuran yokken Hz İbrahim nasıl buldu varlık sebebini, Hikmeti diye bakarım.

Nasıl buldu?

Bence bilimsel metodla “gözlemle”  ve sonra da şunu dedi “yok olanı batıp gideni sevmem!” yani  “la uhubbul afilin” "huvel matlub","huvel merzuk","huvel mahbup"...

Yani her batan günün ardından ufka bakarken romantik iç geçirmelerin dışında bir şeyler yaşamak önemlidir.

Bize  verilmek istenen mesajı anlamak çabasında olmalıyız.

Yoksa ne gülün ne de bülbülün hiç bir anlamı olmayacak.

Yada bizim varlığımızın sebebi O ‘nun güzelliklerini bir de bizimle görmek ve şuurlu varlıklara göstermek istemesidir.

O gizli bir hazineydi ve bilinmek, görünmek istedi.

Fizik buna big bang derken.

Her şey ona ayna olduğu için güzeldir ve O‘nunla anlam kazanır.

İlahi zekanın esma-i ilahi tabir edilen isimlerinin şu kainat denen aynalar toplamında tecellisidir aslında her şey. Gerçeklikleri sadece Güneşe karşı ateş böceğinin ovunuşu  kadardır.

 

Yani biz anlamlıysak sadece ve sadece asıl anlama asıl manaya yaklaştığımız ölçüde anlamlı olacağız.

Benlik denen ve ilahi özellikleri taşır gibi görünen bu karmaşık 'şey' aslında bize sadece karanlık bir gecede yolumuzu bulmamız için verilmiş bir yardımcıdır.

 

O ve ben, yaratılan ve yaratan biz ve diğerleri hep bu boyuta bu şuurluluğa mahsus şeyler bence çünkü biz düalist bir evrende yaşıyoruz.

Fakat Kuran'ı zaman üstü yapan unsurları bilince de, yeri gelince aktarmayı seçerim.

 

"La ilahe illallah" ne demek sizce yada yıllarca bize bunun tercümesi için ne dediler?

 


 
 

Bu sitedeki istediğiniz yazıyı elbette alabilirsiniz: Bilgelik sahiplikle birlikte var olamaz.
Alın, okuyun, okutun, paylaşın. Sadece alıntılarınızda www.alternatifhayatdersleri.nazmigur.com'un referansını yazmanız etik olarak doğru olandır.
© Copyright 2003